» Bicelilerin Hasretini Dindiren Web Sitesi Biceliyiz.Com a Hoşgeldiniz. Tütünlü Köyü Bicenin Web Sitesi.

    • Facebook Hesabınız İle Sitemize Hızlı Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz
    • Veya Bilgilerinizi Kendiniz Girerek Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz

» MakaleYazı Kategorileri

» Hit MakaleYazılar

» Son MakaleYazı Yorumları

» MakaleYazı İstatistikleri

  • MakaleYazı Sayısı 81

  • Okunma Sayısı 175547

  • Kategori Sayısı 7

  • Yorum Sayısı 249

» Şaban Ağa ve Sınıkçılık

MakaleYazı Resmi
Bookmark and Share
  • Beğenenler (3) Beğenmeyenler (0) Toplam (3)
      Beğenenler & Beğenmeyenler
      kardelen(+1), Murat(+1), Morahatli(+1),
Beğen Beğenme
İnsanlar ve Yaşam Öyküleri Kategorisinde Gez
               

Tütünlü'de Dedekahyagil'in Şaban Ağa adında bir zat vardı. Hali vakti yerinde, Mal-Mülk ve sürü sahibi bir kimseydi. Ayrıca çok iyi bir sınıkçıydı da. Bütün civar köy ve ilçelerde belki de daha nice yerlerde onun gibi şöhret sahibi bir sınıkçı yoktu. Oğulları ve torunlarının da kendisi gibi sınıkçı olmalarını çok isterdi. Bundan ötürü bütün vak'alarda onları da yanında bulundurur teşhis ve tedavide neler yaptığını onlara da gösterir öğretmeye çalışırdı. Hatta kırıklarda parçalanmış olan-kemiklerin hatasız bir şekilde yerli yerine oturtulmasında tecrübe kazanmaları için ince dilimlere ayırdığı kabağı bir tor­baya doldurur sonra onları birleştirerek yeniden kabak haline getirmelerini isterdi. Bütün bunlara rağmen ne oğullarından ne de torunlarından hiçbiri sınıkçı olmadı. Aslında sınıkçılık ilgi, kabiliyet ve beceri isteyen zor bir meslekti. Bundan dolayı sınıkçılık mesleğini icra eden ehil kimselere rastlamak kolay kolay mümkün olmamak­tadır. Nitekim Şaban Ağa'nın ölümünden sonra onun yerini dolduracak bir başka sınıkçı da çıkmamıştır.

Ardanuç köylerinde insan olsun hayvan olsun bütün ortopedik vak'alarda, kol, bacak, bilek kırık ve çıkıklarında mutlaka Şaban Ağa'ya başvurulur, ondan çare beklenirdi. Hastanın gelmesi mümkün olan hallerde tedavi için hasta Şaban ağaya getirilir, şayet hasta gelemeyecek durumda ise Şaban ağa at sırtında hastaya götürülürdü. O günün şartlarında zaten attan başka vasıta da mevcut değildi. Şaban ağa yardımsever, iyi bir insan ve usta bir sınıkçı olduğu için herkes tarafından çok sevilir, saygı duyulurdu. Çıkıkları büyük bir maharetle yerine düşürür, en kötü kırıkları, hatta parçalanmış olan kemikleri hatasız bir şekilde yerine oturtur ve bağlardı. Hasta, mümkün olan en kısa zamanda iyileşir, en ufak bir iz ve en küçük bir araz bırakmadan eski haline kavuşurdu.

1926 veya 1927 yıllarından birinde idi. Benim on, onbir yaşlarında bulunduğum zaman. Evcek hepimizin çok sevdiğimiz bir çift öküzümüz vardı. Morkırmızı renkte yakışıklı, aynı zamanda güreşçi Kibar ile eşi, açık gri renkli Dilber. İkisi de gösterişli, iri yapılı, güçlü ve akıllı hayvan­lardı. Her ikisi de çok neşeli ve sevimliydiler. Hele Kibar hiç yerinde durmaz hep hareket halinde bulunur, daima bu işin öncülüğünü yapar, diğerlerini de baştan çıkarırdı. Bütün bu özelliklerinden ötürü bizim Kibar'la Dilber köyde herkesin dilinde idiler. Bir sabah erkenden annem onları otlatmak üzere kendi bahçelerimize götürür. Dönüş sırasında ilkbaharın coşturucu havasına, yeşil bahçelerin kışkırtıcılığına dayanamayarak birbir­leriyle oynaşmaya, zıplayıp koşuşmaya başlarlar. Tabii işin başında yine Kibar vardır. Büyük cevizin önündeki yamaca koşarak girince vücut dengesinin bozulması ve ayağını ters bir hareketle yan basması sonucu Kibar fena bir şekilde düşer, arka bacağından biri ince kemik kısmından feci şekilde kırılır ve yamaçtan aşağı kayarak küçük düzlükte kanlar içinde yerlere serilir. Kırılan kemik dışarı fırlamış, yalnız derinin tuttuğu ayak kısmı boşlukta sallanmaktadır. Yamaçtan aşağı inerken Kibar'ın nasıl kaydığı, yan basan tırnağı ile sert ve kupkuru toprağı iki-üç cm. derinlikte nasıl yardığı topraktaki çarpık tırnak izin­den anlaşılıyordu. Uzunluğu üç metreye varan bu iz koskoca bir yaz boyu kaybolmamış, tıpkı bir ölüm fermanı gibi hep karşımızda kalakalmıştı. Ben uykudan kalktığım zaman Kibar'ı "Diptarla"nın başındaki küçük düzlükte üç ayağı üzerinde çok perişan bir halde ve annemi de başucunda ağlar bul­dum. Babam ne yapacağını bilemez, kararsız ve sıkıntılıydı. Tek geçim şartımız olan bu bir çift öküzden birini kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü ve acı dramı yaşanıyordu evimizde. Sanki dünya yıkılmış biz altında kalmıştık. Ben çok sevdiğim Kibar'ımızın bu feci hali karşısında duyduğum üzüntü ve ızdırapla durmadan ağlıyordum. Komşularımızdan gelip durumu görenlerin, kırılan bacağın bağlanamayacağı yolundaki fısıldaşmaları hepimizin ümitlerimizi iyice kırıyor, gözyaşlarımızı dinmez hale getiriyordu. Kibar'ın eşi Dilber de tıpkı bir insan gibi faciayı yaşıyor, huzursuz bir halde eşinin etrafında dönüp duruyordu. Gün ilerliyordu. Ne yapılması gerekiyorsa o bir an evvel yapılmalıydı. Zira Kibar çok büyük bir acı içindeydi. O, bu hali ile uzun zaman bekletilemezdi. Babam Kibar'ın iyi olmayacağını bildiği halde bunu bir türlü kabullenemiyordu. Zayıf bir ihtimalle de olsa belki kırılan ayak bağlanır ve o yeniden hayata döner umuduyla babam ünlü sınıkçı Şaban ağayı getirmek üzere Tütünlü'ye gitmişti.

Bu konuda Şaban ağa'ya herkesin büyük güveni vardı. Öğle üzeriydi. Babam Şaban ağa ile birlikte geldi. Hepimiz Şaban ağayı bir kurtarıcı gibi karşıladık. Şaban ağayı ben ilk defa görüyordum. Yaşı altmışın üzerindeydi. Yaşlılığı sebebiyle hiçbir yere gitmez, yalnız kendine gelen hastalara bakarmış. Babamı çok sevdiği için kıramamış ve yaşlı haline rağmen at sırtında üç saatlik bir yolculuğa tahammül ederek bize gelmişti. Bahçede üç ayağı üzerinde zorlukla durabilen Kibar'ı görünce "Çok yazık olmuş" dedi. İyice baktı, muayene etti ve sonunda: Ne yazık ki ayağın bağlanması, bağlansa bile tut­ması mümkün değil dedi. Artık yapılacak hiçbir şey yoktu. Kibar için bütün ümitler tükenmişti. Kibar kesilecekti. Bu karar üzerine babam Şaban ağayı halamın oğlu Osman ağabeyimle Tütünlü'ye gönderdi. Ele avuca sığmayan dev yapılı Kibar beş-altı kişi tarafından zorlukla yere yatırıldı, ayakları bağlandı ve kesildi. Kesme işi çok zor oldu. O durmadan çırpınıyor, başım bir türlü teslim etmek istemiyordu. Annemle ben bu drama tahammül edemediğimiz için oradan uzaklaşmıştık. Kibar kesildikten sonra derisi yüzüldü. Önce gövde "Kol-but" edildi, sonra etleri adet olduğu üzere muayyen ölçülere göre "Tartı" (ki bir tartı sanıyorum bir buçuk okka idi) lara bölündü ve bu etlerin tümü köyde her eve birer "Tartı" olarak dağıtıldı. Bütün bu işler başından sonuna kadar akraba ve komşuların yardımlarıyla çok kısa bir zaman içinde yapılmış ve bitirilmişti.

Köyde kaza ve yangın gibi sebeplerle zarara uğrayanlara köyce yardım edilmesi köklü bir gelenek­ti. Herkes bu kabil yardımlara severek katılırdı. Bizim için de öyle olmuştu. Dağıtılan etlerin bedeli tahıl olarak sonbaharda toplanmış Artvin'de satılarak paraya çevrilmişti. Babam bu para ile Ustamel (Ustalar) köyünden Beşir ağadan hatırımda kaldığına göre "Kırk Tl..'ye sığırlarda "Sarı" olarak adlandırılan renkte (taba- siyah karışımı bir renk)" Serbes" adında iriyarı, gös­terişli, babacan bir öküz satın aldı. Eşsiz kalan Dilber böylece yeniden bir eşe kavuşmuş oldu. Hem de sonraları çok seveceği bir eşe.

Koku yapmasın diye Kibar'ın kesildiği yerde sakatat artıkları, kan vesaire ne varsa her şey iyice temizlenmişti. Ortalarda Kibar'dan en ufak bir eser bırakılmamıştı. Günler geçiyor yalnız kalan Dilber hala doğru- dürüst birşey yemiyor, içmiyordu. Toprakları kokluyor, eşeliyor, acayip sesler çıkarıyor, bağırıyor, gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Bu hal günlerce devam etti. Dilber gerçekten ağlıyordu.  Acılar karşısında hayvanların bile ne kadar duyarlı olduklarını gösteren en canlı bir örnekti bu. Gerçekten acılar onları da çaresiz bırakıyor ağlata­biliyordu.

Aradan geçen birkaç ay Dilber'i de sükünete kavuşturmuş normale döndürmüştü. Yani "Zaman" denen mefhum onu da tedavi etmiş tüm acılarını unutturmuştu. Tabii bunda en büyük rolü yeni satın alınan eşi "Serbes"  oynamıştı.

Kaynak: Osman Ünsal'ın Artvin  Çevresinde Yaylacılık ve Pancarcı Şenlikleri Kitabından.

(c) Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. Kopyalanması ve izinsiz yayınlanması yasaktır.



Etiket : Şaban, Sınıkçılık,
MAKALEYAZI BİLGİLERİ
Ekleyen : KemaL | Kategori : İnsanlar ve Yaşam Öyküleri | Tarih : 29.03.2013 12:33:08 | Hit : 2267 | Yorum : 5

» MakaleYazı Yorumları

MAKALEYAZI YORUM YAZ

 
  • Murat
    Çocukluk yıllarımın geçtiği o topraklarda, anlatılanları bütün hücrelerimle hissettim tekrardan yaşadım.Geçmiştin günümüze, yaşayan tarihi aktaran emek veren Teyzeoğlu eline yüreğine sağlık.Şaban Ağa sanada Allah ganı ganı rahmetler eylesin.Mekanın cennet olsun.
    05.04.2013 10:15:56


    Beğenenler (0) Beğenmeyenler (0) Toplam (0)
  • gurbet
    çok etkileyici gerçekten,hayatın ne kadar acımasız olduğuna gerçek bir örnek olmuş.Evet ne kadar çok sevsekte .ne kadar onsuz yapamam desekte bir bakıyosun ondan geriye hayaller kalmış.Yani kubbeda kalan hoş seda olmuş.İyi ki beynimiz var ve iyi ki de güzel hatıraları depoluyor ve bize tatlı anılar olarak sunuyor .Emeği geçenlerin ellerine sağlık.
    31.03.2013 15:57:00


    Beğenenler (0) Beğenmeyenler (0) Toplam (0)
  • KemaL
    Okuyunca beni çok etkiledi. Benimde 10 yaşlarımda Aslan ile altun adında bir çift ökzümüz vardı. Altun insana vururdu. Bana çok defa vurmasına rağmen satıldıklarında günlerce ağlamıştım. Kaldıki çok sevdiğin bir canlının kesilmesine tanık olmak o yaşlarda bir insan için çok üzücü. Bizlere geçmişimizi ve hayvan sevgisini anımsatan Osman Ünsal'a Teşekkür ediyorum. Ruhu şad olsun.
    30.03.2013 23:26:21


    Beğenenler (0) Beğenmeyenler (0) Toplam (0)
  • Toplam (5) Yorum Var

» Copyright

2oo8-2o13 © Copyright Biceliyiz.com Her Hakkı Saklıdır B@y ÇoBaN
Artvin - Ardanuç - Tütünlü Köyü  Web Sitesi olan Biceliyiz.com 'un Amacı Yöremiz ve özellikle köyümüzün gelenek, göreneklerini kayda almak verileri toparlamak ve sonraki kuşaklara aktarmaktır. Köyümüzün Eski adı Bice olup "bicelilerin" bu web sitemizde buluşmasını sağlamaktır. Tüm Bicelilere saygı ve selamlar K.Yıldız.