» Bicelilerin Hasretini Dindiren Web Sitesi Biceliyiz.Com a Hoşgeldiniz. Tütünlü Köyü Bicenin Web Sitesi.

    • Facebook Hesabınız İle Sitemize Hızlı Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz
    • Veya Bilgilerinizi Kendiniz Girerek Üye Olup Giriş Yapabilirsiniz

» MakaleYazı Kategorileri

» Hit MakaleYazılar

» Son MakaleYazı Yorumları

» MakaleYazı İstatistikleri

  • MakaleYazı Sayısı 81

  • Okunma Sayısı 177994

  • Kategori Sayısı 7

  • Yorum Sayısı 249

» Küçük Ormanların Kaderi. Yok Olma Nedenleri

MakaleYazı Resmi
Bookmark and Share
  • Beğenenler (1) Beğenmeyenler (0) Toplam (1)
      Beğenenler & Beğenmeyenler
      Morahatli(+1),
Beğen Beğenme
İnsanlar ve Yaşam Öyküleri Kategorisinde Gez
               

KÜÇÜK ORMANLARIN KADERİ: Kırıntı, Açma,  Doruk Kıyımı ve Bir Orman Davası
 Büyük ormanlardan mahrum olan Üçırmaklar böl­gesinin köyleri bütün ihtiyaçlarını genç, küçük ormanlardan karşılamak mecburiyeti ile karşı karşıya idiler. Bilhassa yakacak odun ihtiyacı için her köy bu küçük ormanların genç çam ve köknar ağaçlarından her yıl yüzlercesini, binlercesini kesiyor, yok ediyor­du.Böylece bu küçük ormanlar otuz-kırk yıl gibi kısa bir zaman süreci içinde yok edilmişlerdi. Orman sorumluluğunu üstlenen devlet bu konuda bilgisizlik, beceriksizlikler etmiş, yeterince müessir tedbirler alamamış ve aldığı tedbirleri iyi kullan­mamıştı.

Bu küçük ormanların kısa zamanda yok olmasının başlıca üç büyük sebebi şunlar olmuştu:

Kırıntı
Açma
Doruk

KIRINTI
Ağır ve uzun geçen kış şartları içinde ısınmanın tek kaynağı olan ve fazla miktarlarda harcanan odun ihtiyacını karşılamak için küçük ormanlardan çok miktarda (ki bunların kuturları ortalama on ile yirmi beş cm. civarında idi) çam ve köknar ağaçları "Kırıntı" adı ile kesilerek yaz ayları boyunca kurutulmaya terk ediliyordu. Bu işi köyde her ev yapmaktaydı.

Halkın yakacak ihtiyacı bir başka şekilde karşılanamadığı ve devlet de bu konuda hiçbir çözüm şeklini hayal bile etmediği için genç ormanlar köylü tarafından istenmeyerek de olsa tedrici olarak yok edilmekteydi. Aslında bunu pek ariyan, soran da yoktu. Şayet orman muhafaza memurları tesadüfen görürlerse ya muameleye koyar veya koymazlardı. Muameleye konanlarda bilahare seçimler sırasında affa uğrardı. Sonbaharda bu kırıntı ağaçları evlere taşınır yakacak odun olarak kullanılırdı. Bu iş her sene tekrarlanır ve orman katliamı faciasının önüne geçici ciddi bir tedbire tevessül olunmazdı.

Netice de bu insafsız kıyıma bu küçük genç ormanlar uzun süre dayanamamış kendilerini yok olmaktan kurtaramamışlardı. Bunun bir istisnası olmuştu. Devletin ormanları korumada başarılı olamadığı anlaşılınca İncili köyü eskiden beri kendilerine ait olan "Gobihosa" ormanının koruma işini kendileri yapmış ve bu ormanı hem kendi, hem de diğer köylerin tasallutun­dan kurtarmış ve böylece bu ormanın sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişmesi temin olunmuştu.

İmparatorluk devrinde ormanlar ya özel mülkiyete veya köylerin hükmü şahsiyetine bırakılmıştı. Bu sistemde ormanlar çok iyi korunmuş ve sonraki nesillere zengin bir orman varlığı olarak devredilmişti. Cumhuriyet devrinde ormanlar devletleştirilmiş ve koruma işini de devlet üstlenmişti ama devlet bu işi asla becerememişti. Üstelik devlet, ormanlarda orman idareleri eliyle büyük bir kesim işine başlamış ve bu iş yetmiş yıl boyunca hep devam ettirilmiş ve ormanların tahribi bizzat devlet tarafından gerçekleştirilmişti.

AÇMA
Tarım arazisi olmaya elverişli bazı yerlerdeki bir kısım orman ağaçlarının kesilerek açılan sahaların tarla veya çayır haline getirilmesine "Açma" denir.

Genelde açma, mevcut araziyi genişletmek amacıyla tarla veya çayırların kenar kısımlarının genişletilmesi suretiyle yapılmaktaydı. Bu işe daha ziyade arazisi kifayetsiz olan bölgelerde başvuruluyordu. Borçka ilçesinin bir köyünde bu türden yapılan bir açma için ikame olunan enteresan bir orman davasının kısa hikayesi şöyleydi.

 

BİR ORMAN DAVASI

Borçka'nın köylerinden birinde bir köyü' arazisini genişletmek için tarlasının üst kısmında büyük çoğunluğu çalılık olan bir ormanı "Açma" yapar. Tarlanın sahibi yaşlı, gün görmüş hoşsohbet bir  köylüdür. İki veya üçte oğlu vardır. Aslında açmayı açanlar da onlardır. Durumu mahallinde tespit eden Borçka Bölge Şefliği köylüyü mahkemeye verir.

Hakim duruşma günü dava konusu tarlaya açma yapılan yere gelir.
Tarla sahibi, yani davalı olan zat ile oğulları da  maznun (sanık) sıfatıyla oradadırlar.
Mutad olduğu üzere köyden meraklı  ve seyirci olarak da pek çok insan birikmiştir dava mahalline.
Hakim, sanık ihtiyara ormandan ağaç kesmenin, açma yapmanın yasak olduğunu, bunu yapmakla suç işlediğini, bu konuda bir diyecekleri  olup olmadığını sorgulama sistemi içinde sorar.

Sanık ihtiyar da dava ile ilgili savunmasını yapar ve söz konusu yerin orman değil çalılık olduğunu ve kendi arazisinin bir devamı bulunduğunu savunur.
 
Hakim devamla son olarak: Bu bir suç olmanın ötesinde bir cinayet de sayılır, çünkü  “Yaş kesen baş kesmiş olur” der. Ve ilave eder: Siz burada pek çok ağacı hiç acımadan bir çırpıda kesip yok etmişsiniz. Ormanların yurdumuza sayılamayacak kadar çok faydaları vardır. Sonra ağaç kolaylıkla büyümüyor, orman yetiştirmek  için uzun yıllara ihtiyaç var diyerek sözünü bitirir.

Bu nutku dinleyen tarla sahibi yaşlı adam hakime:
"Hakim Bey sizin orman ve orman ağaçlarının büyümesi yönünden hiçbir tasanız olmasın der. Çünkü biz şayet bu tarlaları üst üste üç-beş yıl işlemesek burası yeniden içine girilmeyecek kadar büyük bir orman haline gelir. Ve hatta şu anda bile oturduğunuz yerden belki de bir ağaç fidanının çıkmakta olduğu ve sizi rahatsız etme ihtimalinin bulunduğu bile mümkün ve muhtemeldir" diye de ilave eder.

1940'lı veya 1950'li yıllarda cereyan eden ve yıllarca yöre insanının dilinden düşmeyen bu yaşlı insanın sözlerinde Türk köylüsünün pratik zekası, espri anlayışı ve de büyük bir gerçek payı saklıdır. Borçka kazası sahil kasabası olmamasına ve kıyı dağlarının arkasında bulunmasına rağmen tamamen doğu Karadeniz ikliminin tesiri altındadır. Bu iklimde bütün bitki ve tüm ağaçlar çok hızlı bir biçimde büyümekte, boy atmaktadırlar.

Bunun sonucu olarak Doğu Karadeniz bölgesinde, taze kazılmış bir toprağa rastlamak asla mümkün olmaz. Çünkü yol inşaatı, bina yapımı veya arazi tesviyesi gibi sebeplerle kazılan topraklar birkaç ay içinde kalın bir yosun tabakası, zengin bir bitki örtüsü ile örtülür ve çok güzel yeşillikler, enteresan desenler meydana gelir. Bölgede ağaçlar her yıl elli ile yüz cm., hatta bazı cinsler iki-üç metreyi aşan filizler sürmektedirler. Doğu Karadeniz ikliminin bu özelliği yüzünden onbeş-yirmi yıl gibi kısa sayılacak bir zaman içinde yörede dev cüsseli muhteşem ağaçlar ve dolayısı ile de sık ağaçlıklı, içine girilemeyen ormanlar meydana gelebilmektedir. Dünyanın orta kuşak üzerinde hiçbir yeri, yaz-kış bütün mevsimler boyu bitki çeşidi, bitki zenginliği ve bitki gelişimi bakımından

Doğu Karadeniz Bölgesi ile kıyaslanamaz olmalı. Ağır kış şartlarına rağmen muhteşem yeşillikleri, yaz mevsiminde nefis dağ ve yaylaları ile çok cazip bir turistik potansiyele sahip olan bu bölge müteşebbis insanı ile bir hazine gibi, kendisine uzanacak el ve ilgiyi beklemektedir.

DORUK KIYIMI
Bölgede doruk, körpe çam fidanlarına veya genç çam ağaçlarının beş-altı yıllık uç bölümlerinin kesilmesi ile elde edilen tepe kısmına verilen addır. 1920 ve 1930'lu yıllarda keçi besliyenler uzun süren kış mevsiminde keçilerini beslemede yardımcı besin maddesi olarak çam doruğunu kullanmakta idiler. Keçiler ağıl ve komlarında önlerine konan doruk dallarının önce iğne yapraklarını yer, sonra da pek taze olan kabuklarını kemirirlerdi. Kabuğu kemirilen doruk dalları bembeyaz gövdeleri ile tıpkı bir iskeleti andırırdı. Bu dallar iyice kuruyunca yakacak odun olarak kullanılmakta idi. Daha sonra ki yıllarda doruk kesme işinden vazgeçilmişti. Çünkü her nasılsa orman işletmeleri. facianın farkına varmış ve üzerine gitmeye başlamıştı.

Doruk ve artıklarının gizlenmesi mümkün olmadığı için köylü de bu işten vazgeçmek mecburiyetinde kalmıştı. Bunda birazda artık ormanlarda kesilecek "Doruk'un azalmış veya kalmamış olmasının rolü büyüktü. Zavallı ormanlarımız yalnız "Orman vebası" diye¬bileceğimiz bu üç afete muhatap olmakla kalmıyor ayrıca kutur ve boylarına göre halkın çeşitli kerestelik ihtiyaçlarına, muhtelif eşya yapımında kullanılan değişik vasıftaki ağaç ihtiyaçlarına da cevap vermek mecburiyetinde kalıyordu.

Mesela: Mesken yapımı için tahta, kalas, kiriş, direk, oluk, bedevre; ahır yapımı için kalın ve uzun ağaç, koşat, mertek, döşeme, mereklik ağaç, cerek, sırık, kazık; çeşitli tarım aletlerinden saban, cılğa, kotan, tapan, sant, sağole, kızak, boyunduruk, odun küreği, yaba, tırmık, odun dirgeni, kalbur, şadıra, çeşitli aletlere sap, Ev eşyalarından dolap, sandık, masa, sandalye, tekne, tepir, peşhun, ağaç kaşık, kepçe, yayık, külek, kutu, kolopa, kapaklı gibi akla gelen, gelmeyen daha nice eşya yapımı için hep ormana ve ağaca başvuruluyordu. Bütün bunlar için ormanlardan seçilen en güzel ağaçlar kesiliyor ve bu şekilde ormanlar biteviye tahrip olunuyordu. Ormana zarar vermenin bir başka şekli de ağaç kesimi yapılırken devrilen ağaçların çevresinde mevcut irili-ufaklı birçok küçük ağacın zarar görmesi suretiyle olmaktaydı. Bütün bunlar büyük bir orman kıyımına sebep olmakta, bu yüzden pek çok ağaç yok olmakta veya zarar görmekte idi. Şüphesiz ki böylesi bir tahribata hiçbir ormanın ve bilhassa küçük ormanların dayanabilmeleri asla mümkün değildi. Hele hele yakacak odun ihtiyacı, mesken yapımı ve kiremit yerine bedevre kullanılan yerlerde ormanlar daha büyük kıyımlara maruz kaldıkları için ormanların daha uzun ömürlü olmaları elbette ki beklenemezdi.

Buna bir de büyük boyuttaki devlet kıyımcılığı da eklenince ormanların sonu, mutlak bir "yokolma" kaderi ile karşı karşıya gelmekti. Nitekim yüzlerce yılın birikimi olan dünyanın en güzeli olan ormanlarımız yirminci yüzyılın son yarısında kendi ecelleri dışında olarak bitme rad-delerine gelmişlerdi. Bu katliamı yıllar yılı fert olarak bilemedik, millet olarak anlayamadık, devlet olarak idrak edemedik ve ata yadigarı bu muhteşem ormanlarımızı yok etmek için adeta bir düşman taktiği ile elimizden geleni ardımıza koymadık.

Konu ile ilgisi bakımından 1950-1960 yılları arasında yaşanan daha başka bir olaya değinmek istiyorum. Bütün komşu köylerde, amma illa da Irmaklar köyünde çok eski tarihlerde hatta belki de ikiyüz elli, üçyüz yıl önceleri tamamen ahşap olarak inşa edilmiş bulunan pek çok mesken, ahır, kom ve merek gibi hala sapa sağlam halde bulunan binalarımız rastgele kimseler tarafından sökülerek elde edilen tahta, kalas, tomruk, kiriş gibi keresteler Ardahan, Kars ve Erzurum'un ilçe ve köylerinde çok yüksek fiyatlarla satılmış ve bundan doğan boşluk yeni orman kıyımlarına sebep olmuştu. Böylece iki-üç asırlık tarihi ahşap evlerimiz de yok edilmişlerdi.

Kaynak: Osman ÜNSAL : Artvin ve Çevresinde Yaylacılık ve Pancarcı Şenlikleri Kitabı.

(c) Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir. Kopyalanması ve izinsiz yayınlanması yasaktır

 



Etiket : Küçük, Ormanların, Kaderi , Olma, Nedenleri,
MAKALEYAZI BİLGİLERİ
Ekleyen : KemaL | Kategori : İnsanlar ve Yaşam Öyküleri | Tarih : 14.01.2014 15:58:54 | Hit : 2970 | Yorum : 2

» MakaleYazı Yorumları

MAKALEYAZI YORUM YAZ

 
  • KemaL
    Son bir kaç yıldır köyümüz ormanlarında devlet tarafından kesim yapılmaktadır. Kaleardı ormanlarında kesinti yapılırken köyden bir çoğu para kazanmak için koşarak gitti. Bu yıl dübet tarafında kesim için damgaya çıkıldığında aşağıdan herkes ayaklanmış biz buraları kestirmeyiz diye... Soru: Kaleardı ormanları kesilirken neden hiç sesiniz çıkmadı...?
    19.02.2014 14:47:06


    Beğenenler (0) Beğenmeyenler (0) Toplam (0)
  • Noyan
    Kemal bey, ellerinize ve emeğinize sağlık. Selamlar sevgiler.
    14.01.2014 17:17:18


    Beğenenler (0) Beğenmeyenler (0) Toplam (0)

» Copyright

2oo8-2o13 © Copyright Biceliyiz.com Her Hakkı Saklıdır B@y ÇoBaN
Artvin - Ardanuç - Tütünlü Köyü  Web Sitesi olan Biceliyiz.com 'un Amacı Yöremiz ve özellikle köyümüzün gelenek, göreneklerini kayda almak verileri toparlamak ve sonraki kuşaklara aktarmaktır. Köyümüzün Eski adı Bice olup "bicelilerin" bu web sitemizde buluşmasını sağlamaktır. Tüm Bicelilere saygı ve selamlar K.Yıldız.